Canlar; Harun Reşid bir Ramazan günü Behlül'e tembih eder: ‘’Akşam namazında camiye git, namaza gelen herkesi iftara davet et.’’ Akşam namazından sonra da Behlül 5-10 kişilik bir grupla çıka gelir.
Emin olduğum tek şey var, bu dünya bir beyaz perde ve herkes bu perdede bir suret... Suretler şavk tan süzülen ölçü neticesinde hayal perdesinde ya kazanır yada kaybeder...
Işığın suretlerimize yansıttığı ateş neticesinde yangına körükle gideceğiz ve daha çoook ağlayacak yada güleceğiz...
Bir gün bir sahabe, Peygamberimiz Hazreti Muhammed’in (sav) huzuruna gelerek cahiliye devrine ait bir vahşiliği şöyle dile getirir: Ya Resulallah! Biz cahiliye devrinde kız çocuklarımızı diri diri toprağa gömerdik.
Sultan Murat Han gece gördüğü rüyanın etkisiyle kendisinde değildir yani hasılı o gün bir hoştur. Telaşlı görünür. Sanki bir şeyler söylemek ister sonra vazgeçer. Neşeli deseniz değil, üzüntülü deseniz hiç değil.
Aynı sofrada aynı tastaki çorbaya birlikte kaşık sallamanın kardeşlikle mümkün olduğunu ve istenirse kardeş kolunun dünyanın bir ucundan, öbür ucuna kucaklayıp doyurabilecek kadar uzun olduğunu anlatacağım.
Bir gün Hazreti Ömer arkadaşlarıyla sohbet ediyorken karşıdan üç kişinin geldiğini! Gördüler, iki tanesi, bir delikanlıyı yaka paça yakalamış, halifenin huzuruna çıkarmak için getiriyorlardı.
Aşkın efendisi Mevlana der ki; "Bir canım, gel gör ki var yüz bin tenim, Neyleyip, netsem ki ağzım sır benim. Bunca insan var, "benim" hep "ben" diyen, Yok ki bir er, söylesin tek "ben senim."
Meddah der ki; Hayatta başarılı olmanın yolu, kaç soru cevapladığımızda değil, Allah'ın rızasını kazanabilmek için disiplin ve çevremize gösterdiğimiz sorumluluktan geçiyor… İnsan, ya disipline girmenin ya da pişmanlığın acısını çekmek zorundadır.
Bu kıssadan nasibimize düşen, önce hazreti insan olabilmektir erdemli ve vakur olabilmektir. Erdemi şiar edinen dost; unutma sen şeytandan daha akıllı ve daha iyilikseversin. Yeter ki, gaflet ve cehaletin batağında saplanıp kalma!
Öküzler birer birer aslanların pençesinde can verirken, Boz Öküz ve birkaç öküz kalmış geride. İçlerinden biri liderlerine, "Ne oldu bize, nerede kaybettik biz bu savaşı? Oysa vaktiyle ne kadar güçlüydük" diye sormuş.
Hiçbir etkili konuşma yoktur ki içinde hikaye olduğu vakit sıkıcı geçsin, anlaşılması güç olsun. Anlatımı güçlendirmek, öğretici olmak ve dinleyenleri sıkmamak için en iyi yol hikâyelerdir.
Muradiye Öğretim Kurumlarının bünyesinde hizmet veren MURADİYE TV Ramazan ayına özel velilerimize, öğretmenlerimize ve seyircilerimize özel bir program hazırlamıştır.
Adaletiyle ve cesaretiyle bilinen Hz. Ömer’in(r.a) bir
güzel sözüyle başlayalım hikayemize.
‘’Beni kimsenin bilmesi önemli değil. Rabb’im bilsin yeter. Kim ne derse
desin bana Rabbim kulum desin yeter.’’
Hak dostum hak diyerek başlayalım bir başka hikâyemize… İsim isme, cisim cisme, semt semte benzer, geçmiş zaman söylenir, yalan gerçek vakit geçer demişler. Canlar geçen zamanın kıymetini bilmek için sizleri Semerkant’a götüreceğim...
Aziz Mahmud Hüdayi Üftade hazretlerine öğrenci olmak ister. Üftade’nin yanına gittiğinde Üftade ona şöyle der:” Sen mal mülk sahibisin, burası ise yokluk kapısıdır. Atın bile gelmek istemediğinden dolayı kayalara saplanmadı mı?”
Vaktin hesabıyla plan yapanlara bir çift sözüm olacak; ‘’Ne kadar plan yaparsanız yapın, plandaki olan değil nasipte olan gelir başımıza.’’
İnsanoğlunun rızkını temin etme peşinde, en az bugünkü kadar koştuğu
devirlerden birinde, bir adamcağızın yolu gurbete düşmüş.
Yalandan sakının! Çünkü yalan insanı kötülüğe, kötülük de cehenneme iletir. Kişi devamlı yalan söyler, yalan peşinde koşarsa Allah katında ‘yalancı’ olarak yazılır.”
Efendim şimdi sizlere paylaşacağım hikayede göreceksiniz ki
Doğruluk her türlü şartlar altında meyve verir.