''Derviş Kaşığı''
DERVİŞ KAŞIĞI
Meddah: Huzuru hazirun, cemiyeti irfan, laindir, münafıktır, dinsizdir, kafirdir şeytan, şeytanın lainliğine münafıklığına dinsizliğine, Rahmanın Birliğine Eyvallah…
Hak dostum hak, Yanıldım bir çırak aldım yanıma eve gelmez külhani dükkânda yatır, kovsam o da düşmez şanıma, kibardır kerata çarşafsız yorganda yatır, hâşa huzurdan ustası çırağını sever sevmesinede, eşek aldı pazardan eşek göze geldi çatladı nazardan, eşek çıktı mezardan, eşeğin aşkından ormanda yatır, bizim çırak da pılı, pırtıyı toplamış külhanda yatır.
Canlar bugün sizlere Derviş Kaşığından bahsedeceğim. Ve bu kıssada aynı lokmayı kardeşçe bölüşebilmenin sırrına vakıf olan Allah’ın sevgili kullarından bahsedeceğim.
Aynı sofrada aynı tastaki çorbaya birlikte kaşık sallamanın kardeşlikle mümkün olduğunu ve istenirse kardeş kolunun dünyanın bir ucundan, öbür ucuna kucaklayıp doyurabilecek kadar uzun olduğunu anlatacağım.
Neyse efendim sözün özü,
Bir gün, ermişlerden birine sormuşlar:
“Sevginin sözünü edenler ile sevgiyi gerçekten yaşayanlar arasında ne fark vardır?”
“Bakın, göstereyim” demiş ermiş.
Bir sofra hazırlamış. Sevgiyi dilinden düşürmeyen, ama dilden gönüle de indirmeyen kişileri çağırmış bu sofraya.
Hepsi yerlerine oturmuşlar.
Derken, tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş ve arkasından da ‘derviş kaşığı’ denilen bir metre boyunda kaşıklar.
Ermiş:
“Bu kaşıkların sapının ucundan tutup öyle yiyeceksiniz” diye bir şart da koşmuş. “Öyle kaşığın çukur kısmına yakın yerden tutmak yok.”
“Peki” demişler ve çorbayı içmeye girişmişler.
Fakat o da ne?
Kaşıklar uzun geldiğinden, sofradaki hiç kimse bir türlü döküp saçmadan götüremiyormuş çorbayı ağzına.
En sonunda, bakmışlar bu iş olmuyor, vazgeçmişler çorbadan. Öylece, aç aç kalkmışlar sofradan.
Onlar sofradan kalktıktan sonra, ermiş:
“Şimdi de sevgiyi gerçekten bilip yaşayanları çağıralım yemeğe” demiş.
Yüzleri aydınlık, gözleri sevgiyle gülümseyen ışıklı insanlar gelmiş oturmuş sofraya. Ermiş:
“Buyurun bakalım” deyince de, her biri uzun boylu kaşığını çorbaya daldırıp karşısındaki ihvanına uzatıp içmişler çorbalarını.
Böylece her biri diğerini doyurmuş ve kendisi de doymuş olarak şükür içinde kalkmış sofradan. “İşte” demiş ermiş.
“Kim ki hayat sofrasında yalnız kendini görür ve doymayı düşünürse, o aç kalacaktır.
Ve kim ki, kardeşini düşünür de doyurursa, o da kardeşi tarafından doyurulacaktır.”
Efendim: Mutluluk fedakârlıktır, paylaşmaktır ve en önemlisi karşısındakini mutlu etmek adına bir ömrü hiçe saymaktır. Bu hikâyedeki bahsi geçen derviş kaşığıyla Sofranızdaki yemeği paylaşabilmek, okul yolunda beraber koşabilmek, askerde aynı safta bir hilal uğruna beraberce savaşabilmek hiç de zor değildir, sen yeter ki elini uzat…
Bu hikaye bir kıssadır mecmua kenarına kaydolunmuş, biz de gördük ve söyledik. Sakiye sohbet kalmazmış baki.
Her ne kadar sürç-i lisan ettikse affola, inşallah gelecek sefere daha güzel bir hikayede birlikte söyler birlikte dinleriz.