oku Rabbinin adıyla oku MEDDAH HİKAYESİ

''Oku Rabbinin adıyla oku''

 Oku Rabbinin adıyla oku

 Meddah: Huzuru hazirun, cemiyeti irfan, laindir, münafıktır, dinsizdir, kafirdir,münafıktır şeytan, şeytanın lainliğine, münafıklığına, dinsizliğine lanet, Rahmanın Birliğine hamdı bigayet, bizleri izleyen seyircilerimizin sıhhatine eyvAllah…(bastonunu yere üç kere vurur) Hak dostum hak diyerek başlarken söze, sözü dinleyen kulaklara eyvallah, Sevgiyi anlatan cümlelerin özüne eyvAllah, Meşki anlatan nağmelerin sözüne eyvAllah, Aşkı kavuran ateşin közüne eyvAllah, özlem çeken maşuğun demine devranına eyvAllah…(her eyvallah  sözüyle elini göğsüne götürür)

Bir gün bir sahabe, Peygamberimiz Hazreti Muhammed’in (sav) huzuruna gelerek cahiliye devrine ait bir vahşiliği şöyle dile getirir: Ya Resulallah! Biz cahiliye devrinde kız çocuklarımızı diri diri toprağa gömerdik. Benim de bir kız çocuğum vardı. Annesine, “Bunu giydir, dayısına götüreceğim” dedim. Kadın bunun ne demek olduğunu iyi bilirdi. Ciğerparesi, biricik evladı biraz sonra bir kuyuya atılacak ve orada çırpına, çırpına can verecekti. Ne var ki, kadının böyle bir canavarlığın önüne geçme imkânı yoktu. Yapabileceği tek şey, için için ağlayıp kanlı gözyaşı dökmekti… Hanımım dediğimi yaptı. Kızım gerçekten dayısına gideceğini zannediyor ve cıvıl, cıvıl koşuşuyordu. Kızımın elinden tutup daha önce kazdığım bir kuyunun yanına getirdim. Ona kuyuya bakmasını söyledim. O tam kuyuya bakayım derken, sırtına bir tekme vurdum ve onu kuyuya yuvarladım. Fakat her nasılsa, eliyle kuyunun ağzına tutundu. Bir taraftan çırpınıyor, diğer taraftan da “Babacığım üzerin toz oldu” deyip elbisemi silmeye çalışıyordu. Buna rağmen misk-i amber kokan altın sarısı saçlarını okşayıp itiverdim kuyunun dibine... Adam bunu anlatırken Sevgili Peygamberimiz ve yanındakiler hıçkıra,hıçkıra ağlıyorlardı. Orada oturanlardan birisi “Be adam, Resulullah’ı, çok üzdün!” deyince, Efendimiz, adama “Bir daha anlat” dedi. Adam olayı bir kere daha anlattı. İki Cihan Güneşi Peygamberimizin gözlerinden süzülen yaşlar mübarek sakalından aşağıya damla, damla akıyordu.

Allah Resulü bu ibretlik ve acı hadiseyi tekrar ettirmekle sanki bizlere şunu anlatmak istiyordu: “Sizler İslam’dan önce böyleydiniz. İslam öncesi kömür madeni gibiydiniz, Hak geldi, Batıl zail oldu ve hepiniz altın ve elmas madenine dönüştünüz. Tekrar, tekrar anlattırdım ki, İslam’ın size kazandırdığı insanlığı, güzel özellikleri bir kere daha hatırlayın ve asla unutmayın…

….

 

Cahiliye devrinde yeryüzünde yaşayan bütün milletler Allahu Tealayı ve onun hak dinlerini ve sevgili peygamberleriyle çizmiş olduğu doğru yol unutulmuştu. Zulüm ve ahlaksızlık iftihar vesilesi haline gelmişti. Kumar, içki, zevk ve sefa alemleri artık hiç yadırganmıyordu.

İnsanlar her şeyin yaratıcısı olan Allah’a iman ve ibadet etmeyi bırakmışlardı ve kendi elleriyle yonttukları tahtalara, taşlara isimler vererek onları tanrı haline getirmişlerdi. Onlara dileklerini sunarlar ve onlardan medet umarlardı.

O dönemde insanın alınıp satılan bir eşyadan farkı yoktu..

Hz. Muhammed (sav) o sıralar kırk yaşındaydı. Mekke’nin her sene hac adıyla putlara tapınma törenlerinden usandığı için Yalnız kalıp dua ve tefekkür etmek için hira dağında bir mağaraya sığınırdı…

Mekke'de yaşanan adaletsizlikten, kölelikten, kadınlara kötü davranılmasından, açgözlülükten, kumardan, kız çocukların diri, diri gömülmesinden,

ve Hz. İbrahim, Hz. İsa ve Hz. Musa'nın inandığı Tanrı'dan uzaklaşıp

tahta ve taştan yapılmış putlara olan tapılmasından çok rahatsızdı.

Yine o mağaraya gitmişti ve Birdenbire, çevresini bir nur sarmıştı.

Başını kaldırıp baktığında karşısında Cebrail a.s durduğunu gördü.

Ve Cebrail a.s Oku! Yaratan Rabbinin adıyla oku!" diye seslendi. "O, insanı alaktan yarattı. Oku! Senin Rabbin|en cömert olandır. O, kalemle yazmayı öğretendir, insana bilmediğini öğretendir."

Sonra, mağaranın içindeki güçlü ışıkle birlikte Cebrail a.s birden kayboldu.

Hz. Muhammed (sav) korku ve şaşkınlık içinde titriyordu. Güçlükle mağaradan çıkıp hemen evine doğru koşmaya başladı. Gördüklerinden emin değildi.

Evine vardığında tir,tir titriyordu.

Hz. Hatice validemizden üzerini örtmesini istedi.

Ona, gördüğü ve duyduğu her şeyi anlattı.

Sevgili peygamberimiz Aklını yitirmiş olmaktan ya da kötü ruhların bedenini istila etmiş olmasından korktuğunu söyledi.

Hz. Hatice validemiz peygamberimize korkmamasını Allah'ın, Onun gibi her zaman doğruyu söyleyen yoksullara ve ihtiyacı olanlara yardım eden bir kulunu, kötü ruhlara teslim etmeyeceğini söyleyip onu rahatlattı.

Daha sonra Hz Hatice validemiz din âlimi olan kuzeni Varaka Bin Nevfelin evine gidip Peygamberimizin yaşamış olduğu bütün olayları bir,bir anlattı.

Varaka: Müjdeler olsun Hatice Kocan, Allah'ın Peygamberidir. Lakin İnsanlar uzunca bir süre O'na inanmayacaklar, iftira atacaklar ve çok üzgünüm ama onu yurdundan zorla çıkartacaklar.

Kuzeninin söylediklerini dinleyen Hz. Hatice validemiz kocasının bütün anlattıklarına inandı. Böylece İslâmiyet’e ilk iman eden kişi o oldu.

 

Bu hikaye bir kıssadır efendimizi anlatan hadis kitaplarının kenarına kaydolunmuş, biz de gördük ve söyledik.

Sakiye sohbet kalmazmış baki. Her ne kadar sürç-i lisan ettikse affola, inşallah gelecek sefere daha güzel bir hikayede birlikte söyler birlikte dinleriz.

 

Yorumlar
Hiç Yorum Yapılmamış. İlk yorumu siz yapın...

 
6 kez görüntülendi